Merhaba Nesli

Şub 27

Merhaba Nesli,

Şunu farkettim bugün. Sana ulaşamayacağını düşündüğüm ya da ulaşsa da mutlu olacağım sözcüklerimi kendime söylüyormuşum. Benden bir parça almışsın ona konuşuyormuşum ama dürüstçe konuşmam gerekirse hayat seninle kötüymüş. Hayatı hissetmek için acıyı da hissetmem gerekiyormuş. Kaybetmeyi öğrenmek için ayağa kalmak. Ne sevmişim be seni Nesli. Gurur duyuyorum ama senden değil, o güzel gamzelerinden değil. Sensiz hayatım çok iğrençmiş, o anda bile mutluluğu bulabildiğim için gurur duyuyormuşum. Zaman değişkenini hesaba katmamışım. Zamanla değişirsin, onu görmemişim. Bir sonraki sen sana bir şeyler anlatır. Kalıplaşmış şeyler değişmez. Derin hissetmeyi sende ararken mantık da aramışım. İroniyi farketmemişim. Mantık dediğin şey, keskin çizgileri ve kesin sonuçları olan birşeymiş. Derin hissetmek istiyorsan çekingelerin olması lazım. İnsanların düşüncelerini dinlerken, samimi olan kalplerinin ekolarını farkederken dünyayı evreni hissetmen gerekiyormuş. Çünkü onlar atom, insanlar karbon, mutluluk seratonin, kelimeler asya kökenli. Hayır. Acı çekiyorsan kelimelerle ifade etmen sadece sana acı verir. Ah ne salakmışım, seni sevmekte değil de. Seni severken seni sevdiğimi kabul ettirmekte. Acımı ifade ederken edebiyatımı kullanmaya çalışmakta ya da mutluluğu tarif etmeye çalışırken senin sevdiğin yumuşak tavşan tüyünü söylemeye çalışmakta. Sana dediğimi hissettirmeye çalışmakta ne kadar kötüymüşüm. Kötü olduğumu düşünmekte ne de yanlış. Hislerini nasıl ifade edeceksin ki edemezsin. Ben sana nasıl tarif ederim sevmediğim tatlıyı. Bileşimleri var, pişirme yöntemleri var. Pişirme yöntemleri değişken diye onları soyut şeye nasıl dönüştürebilirim ki. Sadece diyebilirim ki tatlıyı sevmiyorum ama o tarçın kokusu uğruna tek çatal alırım. Sen dersin ki, sen bana beni sevdiğini söylüyorsun ama benim için o şeyi yemediğini gördüğümde sevmediğini anlıyorum. Ah sana kıyamadığımı o an anladım, senin için doğru olan şey o tatlıyı yememse yerdim. Dışarıdan bakabilmek ne kötüymüş Nesli. Belki sen seneler boyunca konuşacaksın. Diyeceksin ki “beni sevdiğini söylüyordu ama o bir tatlıyı bile yemedi.” Yemedim, doğrudur. Yemeyeceğim de. Verip alamadığını farkettiğin an senin istemediğini anladığın anmış. Zaman değil de dünya değişmiş ama hep değiştiği bize anlatıldığı için normal kabul etmişiz. Topluma oynamışız. Toplumda biri özel bir şey yaptığında onu özel tanımlamışız. Ne sen özeldin ne de ben. İnsanlar bizi dinlediğinde kendilerinden bir şey bulduklarına özel hissetmişler. Kavram bile değişmiş biz nasıl değişmeyelim. Kıyamamanın öğretildiği insanlar saygılı olmuş. Kıymet o kadar kıymetli bir kelime olmuş ki, hiç yaşamayanlar o kelimeyi tepelere koymuş az hissedenler tepelere koyanlara değerli hissettirmiş. Hissizler hepsine değersiz hissettirmiş. Yoksun, sana da gelmeyecek bu sözlerim ama yanıma gelsen gene sana sarılacağım. Yazar’ın saplantısı değil de dışarıdan bakan adam gözümle. Tatmin etmeyeceğim sözlerimle ama belki samimi hissetireceğim. Ne olursun gene de gelsen. Sana ait olduğum için değil ama seni üzmeyeceğimi bildiğimden düzgün bir adamım diyorum artık. Arkadaş olsak da farketmez benim için. Bak bana. Gözlerinle bakma, bana hiç artık bir şey ifade etmiyorlar ama gamzelerinle, eskiden olduğum adamı hatırlatırcasına. Bak bana. Öpme, belki öpersen çok içmişsen. Farketmeyecek bana Nesli. Sana öğretemediklerim evet ama hissettirdiklerim değişmecek. Alabildiğini al benden. Geri kaldım, benden kalanları alabilirsin, yeniden güçlüyüm.

Senden güç aldığım için değil de, sen bana baktığında olduğum adamı hatırladığım kişi yüzünden güçlü hissedeceğim.
Sana yazmıyorum ama sana ulaşma ihtimaline yazıyorum,
Yazar

Visit us on Google+